Harfler ve kişilik yansıması

isim

İsimler ve kişilik analizi hakkında eminim bir fikriniz vardır. İnsanları isimleri etkiliyor üstelik oldukça fazla bir şekilde kişilikleri oluşurken isim nedeniyle farklı bir kişiliğe sahip oluyorlar. İsminizin ilk harfi A ise namuslu, erdemli liderlik özelliklerine sahip bir kişi oluyorsunuz. B  harfi hayat gücünü ifade eder. B harfi kişiye canlılık ve heves verir. Beden ve ruh canlılığı B Hafinin etkisindedir. İsminizin ilk harfi  B  İse heyecanlı bir kişiliğiniz var demektir. İsminizde J harfi varsa mesela Jale ( Antalya travestileri ) otorite ve lider bir kişi olduğunuzdan eminim çünkü bizim Jale tam bir otoriter ve ne yalan söyleyeyim nerede bir kalabalık görse hemen koşup liderlik etmeye kalkar. İsminizin ilk harfi  K  harfi ise büyük halk topluluklarını etkileyecek bir güçleri sahip olur. Kendi güçlerini ve etrafına toplananların  güçlerini ve fikirlerini birleştirirlerse daha da başarılı olurlar. İsminde  K harfi olanlar mücadeleci cesur atak ve atılgan olurlar mizaçları hareketlidir.  harfinin rakam değeri üçtür. L  harfi tüm güzellikleri temsil eder. İsminde  L  harfi bulunanlar popüler bilgili ve başarılı olurlar. Sezgileri kuvvetli olur. Başkalarının davranışlarındaki problemi anlamak ve olayları çözmek isminde  L  harfi bulunanlar için daha da kolaydır. İsminizin baş harfi  M  ise işlerinizde ve aşk yaşantınızda başarı sağlayacaksınız demektir. Bir kişinin İsminin içinde birden fazla M harfi varsa o kişi çok başarılı ve üstün demektir. İsminin ilk harfi  M  olan insanlar. Mantıklı iradeli üstün yetenekli olurlar. Konsantrasyon güçleri çok gelişmiş olur. M  harfi düzenli ve bilinçli atılan bir adıma benzer. Bu nedenle isminde  M  harfi olan kişiler her işte her yerde ve her sahada alanda başarılı olurlar. Ruhsal ve bedensel açıdan çok güçlü olurlar.N  harfinin rakam değeri beştir. İsminin İlk harfi  N  olan merkür gezegeninin  tesiri ve etkisi altındadır, akılları ve hisleri devamlı çarpışma halindedir. İsminde  N  harfi olan kişi  tıpkı bir radyo alıcısı gibi  frekansları her şeyden etkilenir ve tesir altında kalırlar .İsminde  N  harfi olan kişiler  her zaman uyanık olurlar ve her söyleneni kayıt ederler. Ve kolay aldatılamazlar. Bu harfin bir özelliği de kararsızlıktır. Bazen kararsız olurlar ve sıkıntı ve stres yaşarlar. Başarılı olmak istiyorsanız hislerinizi yenmeniz lazımdır.Gerçi isminizde bu harf olmasa bile kararsızlık iyi bir şey değildir her zaman net olmalı doğru kararlar vermelisiniz. Sevgilerimle İclal.

Her lokma beynimizi etkiliyor

yem

Yediğimiz şeylere dikkat etmediğimiz sürece akıllı biri olmayı beklememiz doğru olmayacaktır. Ne yersen o sun diye bir yazı okumuştum aslında doğrusu ne yiyorsan o kadar da aklın var olmalıdır. Besinler sadece beynin gerektiği gibi işlemesini sağlayacak yakıtı sağlamakla kalmaz, beynin yapısının oluşumuna da katkıda bulunur Yediğimiz her lokmanın beynin işleyişi ve yapısı üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli sonuçları vardır Beynimizin sağlıklı ve uygun bir şekilde görevlerini yapabilmesi için sürekli olarak temel besin desteği olması gerekmektedir. Bu yüzden kalitesi düşük besinler ve fast food beslenme, kavrayış yeteneğimizi köreltir ve zamanla beynimizi zaafa uğratır. Öyleyse beynimizi etkileyen besinleri iyi ve kötü olarak ayırmalıyız. Kan şekerini hızla yükselten beyaz şeker zararlıdır. Kişi başına düşen şeker tüketimi arttıkça depresyon ve ciddi ruhsal hastalıklarda da artış olmaktadır. Karbonhidratlar, moralimizi iyileştiren serotonininin salınımını uyardıklarından, bu gıdaları diyetimizden tamamen çıkarmak üzüntü ve keder haline sürükleyebilir. Çünkü karbonhidratlar vücudumuzda şekere dönüşürler ve şeker de yakıt olarak kullanılır. Ancak beyaz ekmek yersek, karbonhidratla birlikte lif alamıyoruz demektir. Sonuç olarak da ekmek hızlı bir şekilde kan şekerine dönüşür. Kan şekerindeki bu çok hızlı yükseliş ve düşüşler, daha sonra kişinin acıkmasına sebep olur. Yani kepeğinden ayrılmış beyaz un kötü gıdadır. Buğdayın olduğu gibi öğütülmesiyle elde edilen tam buğday ununun lif oranı yüksektir. Tam buğday unuyla karşılaştırıldığında beyaz un yüzde 41 oranında daha az folik asit, yüzde 41 daha az B12 vitamini, yüzde 52 daha az selenyum ve yüzde 75 daha az çinko ihtiva eder. Besinler sadece beynin gerektiği gibi işlemesini sağlayacak yakıtı sağlamakla kalmaz, beynin yapısının oluşumuna da katkıda bulunur. Yediğimiz her lokmanın beynin işleyişi ve yapısı üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli sonuçları vardır. Beynimizin sağlıklı ve uygun bir şekilde görevlerini yapabilmesi için sürekli olarak temel besin desteği olması gerekmektedir. Her şeyden az ve kararında yemek gerektiği tüm uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Günde altı öğün yemek tüketen çoğunlukla sebze ve protein ağırlıklı beslenen Marmaris travestilerinden bir dostumuz kendi diyet listesini oluşturmuş yeterince yiyerek hiç aç kalmadan aynı zamanda beynini de besleyerek harika bir liste oluşturmuş. En kısa zamanda bana da göndereceği listeyi umarım en kısa zamanda sizlerle de paylaşabilirim. Sağlıkla kalın İclal.

Tanınmış olmak mı?

İnsanların içinde anlam veremediğim garip bir duygu var tanınmak duygusu neden bu kadar önemli diye kendime çok sordum. Doğru bir cevap bulmam imkansızdı tabi çünkü ben tanınmış olmaktan çok ismi konuşulan insan olmayı tercih ederim. Bütün toplum düzenimizin öğretisi, eğer tanınmıyorsak, bir hiç olduğumuz, değersiz olduğumuz üzerine kuruludur. İş önemli değil, ama tanınmak önemli. Neden tanınma gibi bir arzun olsun? Tanınma arzusu, ancak işini sevmiyorsan bir anlam kazanır. O zaman anlamlı olur, diğerinin yerine geçer. İşinden nefret ediyorsun, sevmiyorsun, ama yine de yapıyorsun. Çünkü o sana tanınma getirecek. Takdir edilecek, kabullenileceksin. Tanınmayı düşünmek yerine, tekrar işini düşün, işini seviyor musun? Her şey orada biter. Eğer sevmiyorsan, o zaman değiştir. Aileler, öğretmenler seni sürekli tanınmaya, kabul edilmeye yönlendiriyor. Bu, insanları kontrol altında tutmanın çok kurnazca bir yoludur. Şu temel şeyi öğren; ne yapmak istiyorsan onu yap. Sevdiğin şeyleri yap ve asla tanınmayı isteme. Bu dilenciliktir. Neden birisi tanınmayı istesin? Neden kabul edilmek için çabalasın ki? Kendi içinin derinliklerine bak. Belki yaptığın işi sevmiyorsun. Belki yanlış yolda olmaktan korkuyorsun. Kabullenilmek doğru olduğunu hissetmene yardım edecek. Tanınmanın, doğru hedefe yöneldiğin konusunda sana destek olduğunu sanacaksın. Asıl mesele her zaman yaptığın işi en iyi şekilde tamamlayıp işinle konuşulmaktadır asla fiziksel olarak tanınmak olmamalıdır. Bir sokak çöpçüsü bile olsan senin temizlediğin sokağa giren insanlar hayretler içinde kalmalı ve arkandan işini güzel yaptığın için ismini bilmeden sana övgüler yağdırmalıdır. Bence dünyada bundan daha güzel bir duygu olamaz. Mersin travestilerinden Nil de buna benzer bir öğüt vermişti bana yıllar önce o gün bugündür yapamayacağım hiçbir iş için söz vermem ama söz verdiğim her işi de hakkıyla yapmaya çalışırım. Sanırım dünyayı işini iyi yapan insanlar kurtaracak. Sorun her zaman senin içindeki duygulardır. Dış dünyayla hiçbir ilgisi yoktur. Neden başkalarına bağımlı kalasın? Tanınmak ve kabullenilmek başkalarına bağlıdır. Sen kendini bağımlı kılıyorsun. Ben herhangi bir Nobel ödülünü kabul etmeyeceğim. Dünyanın bütün ülkelerinden, bütün dinlerinden aldığım lanetlemeler benim için çok daha değerli. Nobel ödülünü kabul etmek bağımlı olduğum anlamına gelir. Artık kendimle gurur duymayacak, Nobel ödülü ile gururlanacağım. Şu anda ancak kendimle gurur duyabilirim. Ortada gurur duyacağım başka bir şey yok. Nobeli işin için aldıysan sen dünyanın en mükemmel insanısın tebrik ederim sevgiler İclal.

Kuraklık ve kıtlık günleri

Attığım başlık size Amerikan filmlerinden fırlamış gibi görünse de sanırım en korkunç gerçek yakın bir zamanda insanların kuraklık ve arkasından gelen kıtlıkla mücadele etmek zorunda kalacakları gerçeğidir. Uzun zamandır ülkemizde olup biten siyasi ve politik karmaşa, doğa üzerinde yapılan tahribat, tarımın ve ziraatin bitirilişi, pek çok üründe dışa bağımlı hale gelişimiz, Amerika ve Avrupa’nın farklı şekillerde Türkiye üzerindeki gücü konuları aklıma geldikçe daha çok okumaktan ve araştırmaktan kendimi alamıyordum. Bu düşüncelerimin ve endişemin temelini, 20.y.y.’da yerkürenin çeşitli yerlerinde baş göstermiş olan kıtlıkların nedenleri meydana getiriyor. Bir de şu anki iktidarın gerçekleştirdikleri projelerde – 3. havaalanı, 3. köprü vb. – ve gerçekleştirmeyi hedefledikleri projelerde bilim adamlarının raporlarını, uyarılarını yok sayan tutumunu ilk günden beri anlamlaştıramamış olmam yatıyor. Cehalet diyerek savuşturulacak bir konu olmadığı gibi, sadece rant isteğini de bana göre cevaplamıyor. Perde arkasında hiç bilmediğimiz bir oyuna doğru mu sürükleniyoruz yoksa sadece paranoyaklaşıyor muyuz, yaşanan onca olaydan sonra emin olmak zor. Derelerin kuruması, Konya havzasının uluslararası üç kuraklık kriterinden biri olan hidrolojik kuraklığa girdiğinin resmi olarak açıklanması, Tuz Gölünün kuraklığa teslim oluşu, binlerce ağacın kesilerek, ormanların yanarak oluşturduğu tahribat, İstanbul’daki su sorunu, barajlardaki suların çekilmesi, mevsimsel değişiklikler ileride oluşabilecek kuraklık için devasa haberciler gibi geliyor. Maalesef bugün konuştuğum artvin, istanbul travestileri de yakın zamanda ormanların kurumasından korktuklarını dile getirdiler insanoğlu çok acımasız bir şekilde eldeki bütün güzel şeyleri tüketiyor ve sonra dediğimizde elde kalan sadece beton ve kum olacak. Daha bugün bir gazetede okudum Afrika’da tarım yapacak toprak kiralamaya çalışıyormuşuz ne oldu bizim verimli topraklarımıza inanamadım. Haberi defalarca internette arattırdım doğru olduğunu görünce ağlamak istedim. Dünyanın kendi kendine yeten yedinci ülkesinden biriyken şimdi halimize bir bakın yazık bize. Ah İstanbul İstanbul olmaktan çoktan çıktı ama bari verimli topraklarımızı imara açmasaydık ev yapılmasına izin vermeseydik yeniden tarıma dönmesi zor görünen bu toprakların en az yüz yıl dinlenmesi gerekiyormuş. Kısacası bizden sonra gelen nesile ne cevap vereceğiz kusura bakmayın bizler mirasyedilik yaptık size bir şey kalmadı demekten başka. Silkelenelim ve artık kendimize gelelim. Sevgilerimle İclal.

Kalbimiz alarm veriyor

Kalp hastalıklarındaki artış beni şahsen ürkütüyor her gün spor yaparken ölen gençlerin haberini okumaktan bıktım. Neden böyle oluyor diye merak ettim ve biraz araştırdım. Kalp hastalıklarına yakalanma yaşı neredeyse on beşe kadar inmiş durumda çünkü artık eskisi gibi sağlıklı beslenen nesiller yok. Spor yapan yok, fiziki olarak çalışmak yerine sürekli teknolojik aletlerin başında çalışılıyor. Siz hiç sokakta oynayan yürüyen çocuklar görüyor musunuz ben göremiyorum herkes evinde elinde akıllı telefon ya da diz üstü bilgisayarlar bankaya bile gitmeden yaşıyor. Gençlerin maruz kaldıkları yaşam koşulları ve sağlıksız gıdalar, onların sağlıklarını olumsuz etkiliyor. Kalp hastalıkları gibi sorunlar artık onları da ilgilendiriyor. Geçtiğimiz yıllarda ellili yaşlarda sık rastlanan koroner yetmezliği veya enfarktüs vakalarına artık çok daha genç yaşlarda rastlanmaktadır ve bu yaşlar neredeyse yirmili hatta on beşli  hanelere düşmüş durumdadır. Bilimsel araştırmalar kalp ve damar hastalıklarına tek bir etkenin yol açmadığını göstermektedir. Risk faktörlerinin birkaçının birleşmesi kalp damar hastalıklarına yol açmaktadır. Kısacası aileden genetik geçişi kötü olan bir kişi, değiştirilebilen faktörleri önleyebilirse kalp damar hastalıklarına yakalanmayabilir. Yine tam tersi genetik geçişi çok iyi olan bir kişinin diğer faktörler ile ilgili durumu olumsuzsa hastalığa yakalanabilmektedir. Hava ve su kirliliğinin olmadığı, yiyeceklere hormon katılmadığı, ruhsal açıdan günümüze göre daha dingin, tüketim çılgınlığının bu boyutlarda görülmediği geçmiş dönemlerde yaşayan kişilerde kalp hastalıkları daha ileri yaşta ve daha az görülmekteydi. Ancak hareketsiz yaşam, hava kirliliği, fast food tarzı kötü beslenme, obezite ve insülin direncinin yaygınlaşması, sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı, eğitim ve iş hayatında yarış mantığı, stres gibi risk faktörleri ile erken yaşlarda karşı karşıya kalınmaktadır. Bütün bunların sonucunda ise gençlerde kalp hastalıklarının görülme sıklığı giderek artmaktadır. Kalbimiz bizi ayakta tutan en önemli organımız o halde ona iyi bakmamız gerekirse kötü alışkanlıklarımızı terk edip yeniden eskilerin yaşadığı gibi yaşamaya çalışmalıyız. En azından günde bir saat yürümek bile bizi bu hastalığın pençesinden kurtarabilir. Lütfen hareketsiz bir yaşamı seçerek sağlığımızla oynamayalım. Sağlıkla kalın hoşça kalın İclal.

Ölümsüz aşklar rafa kalktı

‘Tek gecelik ilişki ya da bir mesajlaşmadan ne çıkar ki’ mantığıyla hareket ediliyor. Çünkü emek vermeyi ve bir şeylere katlanmayı göze alamıyoruz, sadakatin ne olduğunu çoğu insan unutmuş durumda. Mesajlarla duygular aktarılamaz ki. Yeni nesil yüz yüze gelme zahmetine katlanmadığından ya da çalışmaktan buna vakit ayıramadığından sevgisini mesajlara yüklüyor. Göz göze diz dize aşklar mazi oldu. Affetmeyi zayıflık olarak görüyor her şeyi guru meselesi yapıp ayrılmak için bahaneler arıyoruz. Siz değerli travesti bireylerde en ufak bir yanlışta gemileri yakmıyor musunuz?

Empati yapmayı bir kenara bırak söyleneni anlamaktan bile uzaklaştık. Kimse birbirini sakin bir şekilde dinlemek istemiyor bile. Duygularımızı dinlemez, gerçeklerden uzaklaşıp kendi kurduğumuz dünyada esir olduk. sevgimizi bile sevdiğimiz kişiyle paylaşmaz olduk. Çünkü kırıcı cümleler dilimize pelesenk oldu. Bakın artık dillere dolanan aşk şarkıları üç günde unutulup gidiyor nerede o eski aşk şarkıları hiçbiri yok. Bütün benliğimizle birine aşık olmaktan korkar olduk. Bugünü değil yıllar sonrasını kafamıza takıyoruz ve kendi isteklerimize değil başkalarının söylediklerine bakıyoruz çünkü iş ancak ayrılık noktasına geldiğinde bir şeyler kafamıza dank eder oldu. Aşkın kendisini yaşamaktansa aşk filmleri izleyip mutlu olmayı denedik hep daha iyilerine layık olduğumuzu düşündük. Daha iyisini ararken dengimizi görmedik haksız mıyım? Bana katılacak olan İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer illerde özellikle yazlık aşklarla gün geçiren Bodrum travestileri olduğunu biliyorum. İşlerimiz yoğun diyerek kaç buluşmayı göz ardı ettik. Sayamadınız değil mi? Seven bir kalbin her şeyden üstün olduğunu unuttuk. Teknolojiyi bir kenara bırakın diz dize oturun, gurur ve diğer gereksiz duygulardan kurtulun aşkta guru olmaz duymadınız mı? Elimizdekinin kıymetini bilerek onunla mutlu mesut yaşamanın yolarına bakalım. Bırakın başkalarının ne dediğini önce kalbinize sorun. İnsanın insana aşk diye verdiği zararı başka hiçbir canlı veremez. Aşkın kıymetini onu kaybettikten sonra anlayıp ah diye inlemek yerine şimdiden tedbirinizi alın. Geçmişe dönme şansımız olmadığına göre günümüzde geçmişin aşklarını yaşatmaya çalışmalıyız. Benden size son tavsiye gidin ve varsa sevdikleriniz onlara sıkıca sarılın hayat kısa ve güzel yaşanması gerekiyor. Sevgilerimle travesti İclal.

Sevgiden ölenler

Geçen sene işlenen bir kadın cinayeti yine indirime girdi. Maalesef adalet yine mağlup oldu. evlenme teklifini kabul etmediği için 16 bıçak darbesiyle hayatını kaybeden Hatice Kaçmaz cinayetiyle ilgili gerekçeli karar açıklandı.

Daha önce kız kardeşini bıçaklayarak öldüren katil bu kez genç kızı sırf çok sevdiği için on altı yerinden bıçaklayarak öldürdü ve sonuç iyi halden indirim, çok sevmekten indirim anlayacağınız kadın cinayetleri, travesti cinayetleri hala indirime girmeye devam ediyor.

Kasıtlı falan diyorlar ama biz öyle bir bulguya rastlamadık. Sanığın üzerinde bıçak var evet ama kurbanlık almaya gidiyormuş adam. Hatice Hanım’ı da saçlarından sürüyerek dışarıya çıkarmış, ona da evet ama bu onun kendi rızasıyla dışarı gelmemesinden dolayı yapılmış bir hareket. Bakın, o kadar yoğun bir sevgiye bu cinayet az bile. Kadının etlerini lime lime kesseydi, yine hakkıydı. O kadar çok sevmiş kadını. Bu yüzden katile ‘aşırı sevgi indirimi’ verdik biz. Hakimin kararı bu yönde olmuş. Ayrılmak istemeyen, çok seven, evlilik teklifi geri çevrilen adam ne yapsın tabi bıçaklayacak kadını demedikleri eksik kalmış.

Yani sevgili travesti arkadaşlar. Elinizi vicdanınıza koyun. Bu bir hiddet sonuçta ve hiddet anında insanın gözü haliyle kararır ki, sanığın yerinde hangi erkek olsa aynı şeyi yapardı.

Düşününki bir kadını seviyorsunuz ve onunla olmak istiyorsunuz ama o sizi istemiyor ve bunu da size hissettirmiş. Olacak iş mi bu? Yok efendim sanık kız kardeşini bıçaklamış ta, kadının bir kızı varmış ta, korkmuş ta. Sevmiş bu adam seni be kadın, sevmiş. Evlenmek istemiş. Hep haklı bu erkekler değil mi Sakarya travestilerinden Bir bireyin de sokak ortasında sevdiği adam tarafından öldürülmesi gayet normaldi zaten. Ne sevgisi, hangi sevgi? Hiç mi sevgi görmedik biz.İşin içindeki sevgi kelimesi zerre kadar ilgilendirmiyor zaten beni. Midemi bulandırıyor hatta. Laf anlamadıktan, karşıdaki insanın duygularına saygı göstermedikten, hürriyetini elinden alıp canına kastettikten sonra ne anladım ben o sevgiden olmaz olsun, yere batsın sevginiz artık ölmesin kadınlarımız travestilerimiz siz bizi biraz az sevin ya. İşinize gelirse travesti İclal.

Evde kalan kız

Toplum olarak aile kavramına fazlaca önem veririz. Hatta sırf bu yüzden kız çocuklarımızı daha doğdukları günden itibaren iyi bir iyi bir anne olsunlar diye yetiştirmeye başlarız. Çeyiz hazırlıkları, örgüler, danteller ufak tefek mutfak eşyaları kızımız daha on sekiz yaşına gelmeden hazır edilir. Yıllarca ‘Aman kendini koru, erkeklerle gezip tozma adın çıkmasın’ diye yetiştirilen z çocuğunu zamanı gelince de evlen artık baskısı altında tutar sürekli iyi bir koca bulmanın önemini anlatırız.

Tek derdimiz kızımızın evde kalmaması tabi ama bu ne kadar doğru bir hareket tartışılır. Oysa erkek evlatlarımızı evlendirmek için o kadar da hevesli olmayız. Özellikle erkek anneleri bir türlü kız beğenmez hepsine bir kulp takarlar. Kızın evlenmek istememesi normal değildir. Erkek evlenmek istemeyebilir. O zaman adı ‘müzmin bekar’, ‘gözde bekar’ olur. Ama kız evlenmezse, daha doğrusu evlenemezse, kendi seçimi olamaz. Kesin evde kalmıştır. Toplum baskısı böyle olunca, en modern genç kızlarda bile bir yaşta evde kalma korkusu başlar. Zaman uzay çağı da olsa gerçek olan budur. Kızlar zengin koca peşinde koşacak erkekler namuslu kız bulacak ne de olsa erkeğin namus sorunu yok. Belki biraz feminist bir düşünce olarak yorumlayabilirsiniz ama ben bu erkek kadın ayrımına oldum olası karşıyım. Bizim bir adımız var o da insan, insan olmayı becerdikten sonra erkek kadın ne fark eder?

Zaten biz travestilere olan düşmanlık da bu cinsiyet ayrımcılığında doğuyor. Sen kadını insan olarak göremiyorsun ki benim kimliğimi tanıyasın. Bursa travestilerinden bir arkadaşımın sözünü burada yeri gelmişken kullanayım.”Çölde kar yağmasını beklemek sanırım senin benim de insan olduğumu kabul etmenden daha kolay olurdu. “Her neyse biz konumuza dönelim. Birçok kadın, evde kalma korkusundan, ‘anlaşıyor muyum, anlaşmıyor muyum?’ demeden, ‘yahu ben bu adamı gerçekten seviyor muyum?’ demeden ‘hazır evlenmeye gönüllü birini buldum, bari bunu elimden kaçırmayayım’ diyerek evlilik kararı alır. Sevgisiz başlayan bir evliliğin mutlu sürmesi ne mümkün! Erkekler de aptal değil arkadaşlar. Bu durumu hissetmiyorlar mı sanıyorsunuz. Bırakın yalan bir hayatı yaşamayı sizde evde kalın. Sevgilerimle.

Ayrılık notları şekil değiştirdi

Daha on yıllar öncesinde birilerine derdimizi anlatmak için postaneye gider, kağıt, zarf ve pul alırdık yazacağımız kelimeleri özenle seçer ve karşı tarafı kırmamak adına adeta eğilip, bükülürdük.

Mektuplar hep aynı cümleyle başlar ve çoğunlukla aynı cümlelerle son bulurdu. İşler artık o kadar zor değil yazıyorsun bir mail ya da kısa mesaj hop diye ne istiyorsan karşı Tarafa saniyeler içinde iletiyorsun. Yanlış anlaşılmasın teknoloji karşıtlığından yazmıyorum bu yazıyı sadece bari ayrılırken böyle yapmayın geçin karşısına gözlerine bakarak söyleyin ayrılmak isteğinizi, bu kadarını yaşanmış bir ilişki için yapmaya değer diye düşünüyorum. Hızlı başlıyoruz, hızlı terk ediyoruz. Sanki yapılacak dünya kadar işimiz var da biz onlara yetişme çabasındaymış gibi davranıyoruz.

Bu ne acele arkadaş dur bir daha düşün olmadı tekrar dene nedir öyle bir mesajla sevgili terk etmek? Bu düpedüz korkaklık ve erkekler maalesef bu korkaklığın arkasına sığınmaya bayılıyorlar. Ne de olsa erkeğin onda dokuzu kaçmak ya kaçın bakalım.

Düğünlerine bir hafta kala, ortada büyük bir dava yokken arkadaşımın sevgilisi eşyalarını toplayıp bir de not bırakarak evi terk etmiş. Senaryo olsa ‘bu kadarına pes, ne abartı’ dersiniz ama tamamı gerçek. Nottaki mesaj en sıkısıydı aslında. ‘Yapamıyorum’ yazmış adam, sadece! Peki dertleri ne derseniz, kaçmasalardı konuşurduk. Yapamıyordun da yeni mi anladın be adam!  Aklın daha önce nerelerdeydi? Her şey harika giderken üstelik evlilik için gerekli bütün her şey yapılmışken kızcağızı perişan etmekten zevk mi aldın?

Ben anlamıyorum bu yeni nesli zaten yemek yerken hızlı, sevişirken hızlı, sevgili değiştirirken hızlı adamlar ölürken bile hızlı olmaya çalışıyorlar. Asosyal bir toplum olduğumuz da sonuna kadar doğrudur. Bilgisayar başında akşama kadar oyun oynayan erkekler, ayna karşısında saatler geçiren kızlar iş ilişkileri yönetmeye gelince yapamıyorlar. Sonrasında ise ayrılık notları bile şekil değiştiriyor.

Ben eskiden yaşanan aşkları, sabırla beklenen sevgilileri ve zor kavuşmaları mumla arıyorum ya siz? Yapacak bir şey yok yapamayanların dünyasında elimizde olanla yetinmeye devam. Saygılarımla.

Bir garip durumdayım

Son günlerde kendimde bir haller hissediyorum ama tam olarak adını koymakta zorlanıyorum. Bedensel bir hastalığım olmadığından eminim de ruhum niye bu kadar beni bu kadar rahatsız ediyor hala bir cevap bulamadım. Sanırım yine yeniden bir depresyona girdim. Hepimizin başına senede bir kez özellikle kış aylarına girerken gelen bu ruh sıkıntısı beni tam da yazın ortasında esir aldı. Bugün birkaç travesti arkadaşım telefon ederek bir yerlere gidelim dedi ama benim canım dışarı çıkmak bile istemedi. Kibarca kızları reddettim. Kendimi yemeğe içmeye adamış gibi davranıyorum. Çikolata yemek, üstüne sütlü tatlı gömmek bu aralar en sık yaptığım şeyler arasına girdi.

Korkarım böyle giderse birkaç kilo alıp yeni aldığım kıyafetlerin içine giremeyeceğim o değil de o son aldığım kırmızı elbisenin içine giremezsem eminim depresyonun dibine vururum.

Hadi bakalım bu durumdan nasıl ve ne zaman çıkmayı başaracağım. Bu insanların benim üzerime geldiğini, bunaldığımı, sevdiklerimin bile bana kötülük planladıklarını düşünüyorum. Yok artık demeyin ya depresyon bu kime ne hissettireceğini önceden kestirmek mümkün olmuyor. Şarkıcı Göksel’in depresyondayım diye bir şarkısı vardı ya o da dilime dolandı bir türlü atamıyorum. Hay benim halime desem, sosyal medyada üzgün olduğumu yazsam bu sefer telefonlarım susmuyor sağ olsun tanıdığım bütün travesti arkadaşlar arayıp hayrola ne derdin var diyorlar. Derdimi ben de ruhuma sordum cevap alamadım. Ara sıra ruhunuzla konuşmak size komik gelebilir ama ben yapıyorum. Bu depresyon tipi çoğu zaman geçici oluyor, ama vücut estetiğinde yarattığı sonuçları kalıcı oluyor. Şu durumdan bir kurtulayım biraz diyet yapar eski kiloma dönerim herhalde olmadı tıp gelişiyor biraz yağ aldırırım. Lazer lipoliz ile vücut şekillendirme yöntemi de bunlardan biri. Bu yöntem ile vücut estetik ölçülere getirilirken şikâyet konusu fazla kilolardan da hasta kurtulmuş oluyor. Diğer faktörler ve mevsimsel depresyonun aldırdığı fazla miktardaki kiloları lazer lipoliz yağ aldırma yöntemiyle çok kısa bir sürede kalıcı olarak ortadan kaldırıyor.

Yok yok merak etmeyin o kadar da kilo almam. Böyle hastane köşelerinde beni ziyaret etmenize gerek kalmaz. Özellikle sevgili dostum travesti Ayda beni bu durumdan kurtarmanın yolarını arıyor. Kısa zamanda yeniden silkelenip aranıza katılırım. Haydi sevgiyle kalın.